0552 481 06 48 bilgi@birbarishareketi.org Pazartesi - Cuma, 09.00 - 18.00
Uluslararası Barış Hareketi amblemi UluslararasıBarış Hareketi

Savaş ölüm kokar, barış çiçek açar

Uluslararası Barış Hareketi

Realizmin Gölgesinde Afrika: Kongo’da İnsan Doğası mı, Küresel Sömürü mü?

Realizmin Gölgesinde Afrika: Kongo’da İnsan Doğası mı, Küresel Sömürü mü?

Ekranların Ardındaki Kölelik: Zengin Madenler, Fakir Hayatlar

Demokratik Kongo Cumhuriyeti henüz tarih sahnesinde ortaya çıkalı 60 yıl kadar olmuş. 1960’larda kurulan bu ülke kurulduğu günden bugüne kadar yaşamadığı zulüm kalmamış. Afrika’nın göbeğinde yer alan ve oldukça zengin ekonomik getiri kaynaklarına sahip olan ülke tam anlamıyla bir kaynak lanetine (resource curse) tutulmuş durumda. Bu devletin tarihinde daha gerilere gidecek olursak, ülke bundan birkaç yüzyıl önce monarşiyle yönetilmekteydi. Kendi halklarından bir krala sahipti. Ülke 14. Yüzyılda bağımsız bir krallıkken, Avrupa’da gerçekleşen Sanayi Devrimi sonrasında önce Portekizlilerin işgaline maruz kaldı. Tabii, doğal olarak bir köle pazarı haline geldi. KDC’nin günümüzdeki sınırlarının temeli ise 1885 Berlin Konferansı’nda atıldı. Bu konferansta Belçika Kralı II. Leopold, ülkeyi bir Avrupa kolonisi olarak değil, kendi kişisel mülkü olarak kabul ettirdi. Sonrasında Kral II. Leopold ülke insanlarını köle olarak kullanmaya devam etti. Ülkede yaşayan halkları zorla çalıştırıp ülkede fildişi ve kauçuk toplama görevleri verdi. Bu iş paketleriyle ilgili belirli kotalar da tanımlamıştı. Bu kotaların altında kalan insanların elleri kesiliyordu, köyleri yakılıyordu. 23 yıl süren Leopold zulmü sırasında ülke insanları açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla mücadele etti. Uluslararası baskıların artması sonucu 1908 yılında Leopold ülkeyi Belçika hükümetine devretmek zorunda kaldı.

2. Dünya Savaşı’nın ardından Afrika’da esen dekolonizasyon rüzgarları KDC’de de esmeye başlamıştı. Milliyetçi hareketler ve isyanlar sonucunda Belçika haziran 1960’ta ani bir kararla KDC’ye bağımsızlığını verdi. Ancak ülke yüzyıllar süren yoksulluğun ve açlığın ardından iyi eğitim almış gençlere ve ülkeyi gerektiği gibi yönetebilecek aydın bir nüfusa sahip değildi. Ülkede o yıllarda sadece birkaç düzine üniversite mezunu insan yaşamaktaydı. Öncesinde ise ülkeyi Belçikalı subaylar yönetiyordu. Yani ülke bağımsız olmuştu, olmasına; ancak buna henüz hazır değildi.

Bağımsızlıktan sonra kurulan ilk hükümetin başkanı Patrice Lumumba’ydı. Lumumba ülkesinin sahip olduğu kaynakların ülke insanının faydasına kullanılmasından ve bu konuda milli bir politika geliştirilmesinden bahsediyordu. Yani Kongo’nun sahip olduğu kaynaklar Kongoluların olmalıydı. Ancak bu vizyon, batılı birtakım şirketlerin çıkarlarına ters düşmekteydi ve bunun tabii bir sonucu olarak ülkesinin kendi ordusu, madenlerin en yoğun olduğu bölgede bir isyan başlatarak Belçika’nın da desteğiyle bağımsızlığını ilan etti. Lumumba o dönemlerde BM’den istediği yardımı alamadığı için yüzünü Sovyetlere döndü. O dönemler Soğuk Savaş yıllarıydı ve bu hareketi bir anda ABD ve CIA ile karşı karşıya getirmişti. Askeri darbeyle devrildikten sonra işkence gördü ve 1961 yılında kurşuna dizilerek idam edildi.

1965 yılında ise Mobutu’nun diktatörlüğü artık başlamıştı. Batı'nın desteklediği Genelkurmay Başkanı Joseph Désiré Mobutu yaptığı darbeyle ülke genelinde tüm gücü elinde bulunduruyordu. Ülkeyi 32 yıl boyunca demir yumrukla yönetti. Ülkenin adını Zaire olarak değiştiren Mobutu’nun bu iktidarı tarihe hırsızlar rejimi olarak geçti. Ülkenin değerli madenlerinden elde edilen gelirler, Mobutu’nun Avrupa’daki kişisel banka hesaplarına yatıyordu. Kongo’da tüm devlet kurumları ve altyapı tamamen çökmüştü.

1997 yılında yaşanan Ruanda soykırımı ve ardından yüz binlerce mültecinin Zaire’ye kaçması Mobutu’nun iktidarının sonu oldu. 1998 ila 2003 yılları arasında devam eden ve 9 ülkenin savaştığı, Afrika’nın dünya savaşı olarak nitelendirilen savaşta 5,4 milyon insan öldü. Bu çatışma İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana tarihteki en kanlı çatışmaydı. 2003 yılında savaş resmen bitmiş olsa da, artık KDC birçok farklı silahlı grubun çatışma alanı hâline gelmiş bir terör cenneti hâline gelmişti. Savaşın ardından ciddi bir siyasi otoritenin olmadığı tam anlamıyla bir karmaşa ve kaos düzeni hakimdi.

Ülkede ve bölgede şuan için resmi kayıtlara yansıyan 120’den fazla silahlı milis grubu yer almaktadır. Bunlar arasında en güçlülerinden biri ADF adıyla anılan Birleşik Demokratik Güçler Örgütü'dür. Bu örgütün IŞİD(DEAŞ) ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit sonucunda örgüt IŞİD-KDC adıyla yabancı terör örgütleri listesine eklenmiştir. Bölgede faaliyet gösteren örgütlerden askeri açıdan en güçlü olanı ise BM ve uluslararası toplum tarafından desteklenen M23 (23 Mart) örgütüdür. Bu yüzden, fazla silahlı grubun sürekli birbirleriyle çatıştığı, siyasi bir iradenin veya bir devlet otoritesinin bulunmadığı istikrarsız zeminde ise, bölge normalde kendilerinin refahına hizmet etmesi gereken değerli maden kaynaklarında köle olarak çalışmakta ve yoksulluğun zirvesini yaşamaktadır. BM verilerine göre ülke halkı dünyanın en yoksul halkları arasındadır. Halkın ortalama gelir seviyesi kişi başına günlük 2,85 dolar civarındadır.

Ülkeye yapılmaya çalışılan yardımlar da bu eli silahlı grupların saldırı ve yağmalarına hedef olmaktadır. Birçok yardım kuruluşu çalışanı,, bölgede benimsediği yardım ilkesini “önce kendin hayatta kal, sonra yardım et” şeklinde ifade eder. Ülkede çok ciddi salgın hastalıklar da görülmektedir. En yaygın pandemi, Mpox, yani maymun çiçeği adını verdiğimiz, bir aralar küresel salgın haline gelmesinden endişe edilen hastalıktır. Bunun yanı sıra, güvenli gıda ve temiz su erişimi oldukça kısıtlı olan ülkede Ebola, kolera, kızamık ve sıtma en sık görülen salgın hastalıklardır. Bölge insanları hayatta kalmak için eğitim çağındaki çocuklarını okuldan alarak kaçak maden işletmelerinde köle olarak çalıştırmaktadır.

Bölgede yer alan değerli madenler arasında altın, tantal, tungsten, kobalt ve elmas bulunmaktadır. Bu madenler günümüzde teknoloji dünyası için büyük önem taşımaktadır. Cebimizde bulunan telefonlar ve kullandığımız bilgisayarların üretimi için hayati önem taşıyan bu madenlerin üretimi, küresel enflasyona ve dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanların refahına etki etmektedir. Bir ülkede bulunan zengin doğal kaynaklarının sömürülebilmesi adına yürütülen çalışmalar, yapılan manipülasyonlar ve yaratılan istikrarsızlıklar sonucunda ülkenin sahip olduğu doğal zenginliklere tezat şekilde yaşanan savaşlar, sosyal adaletsizlik, güvenlik sorunları ve fakirlik literatürde kaynaklanma laneti olarak adlandırılmaktadır. Orta Doğu coğrafyası da son 100 yılda büyük savaşlara, yıkımlara ve ihtilallere; bununla beraber açlığa ve sefalete sahne olmuştur ve hâlen de olmaktadır. Buna ters biçimde, bölge sahip olduğu kaynaklar bakımından dünya enerji sektörünün kalbidir.

Uluslararası ilişkiler teorilerinde realist düşüncenin iddiasına göre, uluslararası diplomaside tam bir anarşi hâkimdir. Klasik realistler insan doğasını tanımlarken onu bencil, rekabetçi ve güç arayışında bir kimlikle betimler. Toplumun en küçük yapı taşı olan bu insan tanımının kurduğu devletler ve uluslararası toplum tabii olarak anarşinin hükmünde bir yapı teşkil eder. Bu sistemde tanımlamaya uygun insanların kuracağı devletler, sürekli bir güç ve hegemonya arayışında olacak ve gücünü maksimize etmeye çalışacaktır. Neorealizm savunucularına göre ise devletlerarası ilişkilerin anarşik bir temelde ilerlemesinin sebebi mevcut sistemdir. Neorealizme göre devletler uluslararası ilişkilerde daha savunmacı ve statükoyu korumacı bir şekilde hareket etmelidir.

Burada, klasik realizmin monarşinin hüküm sürdüğü, yalnızca tek adamın karar aldığı sistemler için tarih boyu gerçekliğini koruduğunu belirtmek gerekir. Tek adama bağlı monarşik sistemlerde tek adamın etrafında dolaşan dalkavuklar, liderlerin kibrini büyütüp onları manipüle ederek halklarından önce kendilerinin ve aristokrat sınıfın çıkarları uğruna savaşa sürükleyebilmekte; halklarını da çeşitli yalanlarla ülkeleri veya dinleri için savaştıklarına ikna edebilmekte. Klasik realistler insanın tanımını en başta doğru yaptı mı? Bunu bilmem, ancak bu tanım yüzlerce yıldır insanların zihnine işlemiş durumda. Ancak durum, insanlığı ortak paydada ve çıkarlar etrafında buluşturarak ve doğru bir eğitimle belki birkaç nesil içinde değiştirilebilir; kim bilir, eğer bu olursa belki dünyada kalıcı barış sağlanabilir.

Kongolu bir çocuğun çamurlu elleriyle kazdığı kobalt ve koltan, bugün cebimizdeki en gelişmiş akıllı telefonların ve yeşil enerjiye geçişin temel yakıtı; fakat bu zenginlik, onu çıkaranların payına sadece sefalet, kan ve bitmeyen bir vekalet savaşı düşürüyor. Kongo’dan Orta Doğu’ya uzanan bu "kaynak laneti", aslında klasik realizmin bencil insan doğası teorisinin ya da neorealizmin anarşik sistem bahanesinin kaçınılmaz bir kaderi değil; küresel sermayenin ve hırslı aktörlerin bilinçli bir tercihidir. Eğer insanlık kendi doymak bilmez güç arayışını sorgulamaz ve Afrika’nın zenginliklerini sadece tüketilecek bir hammadde olarak görmeyi bırakıp oradaki insan yaşamıyla empati kuracak küresel bir adalet ve eğitim bilinci inşa edemezse, cebimizdeki teknolojinin ekranı ne kadar parlak olursa olsun, insanlığın vicdanı Kongo’nun karanlık maden kuyularında köle kalmaya devam edecektir.

Bilim ve Teknoloji Birimi Başkanlığı

Ömer KÖYLÜ


İlgili İçerikler

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm Haberler